‏نمایش پست‌ها با برچسب Türkiye. نمایش همه پست‌ها
‏نمایش پست‌ها با برچسب Türkiye. نمایش همه پست‌ها

۱۳۹۱/۱۲/۲۸

Urmiye der ki, “Susuzam”


Dr. Akgün İlhan* – Orta Doğu’nun “yakıcı” gündeminde kaynayıp giden ama savaşlardan çok daha “yakıcı” sonuç doğurabilecek ekolojik felakete dikkat çekmek gerekiyor. Türkiye-İran sınırının yanı başındaki Urmu Gölü, Tahran tarafından kurumaya terk edildi. Gölü besleyen akarsulara yapılan barajlar çevrenin hızla çölleşmesine yol açıyor. Yöre halkını dinleyen yok, zira bütün bunlar bölgenin siyasi haritasına damgasını vuran Türklere karşı uygulanan sindirme politikasının bir parçası… Fiziki harita ise başka alarm veriyor: Orta Doğu “tuz fırtınası” tehdidi altında.
İran topraklarının kuzey batısında Türkiye sınırına yakın bir yerde bir göl var. Adı Urmiye. İsmini duyduğumda ilk işim internette fotoğraf aramak oldu. Gölün içinde “Osman’ın Yumruğu” adlı bir kaya ile “Artemia” denen bir  canlının fotoğraflarına rastladım. Derken öğrendim ki Orta Doğu’nun en büyük tuzlu gölü hızla kuruyormuş. Fotoğraflar dehşet vericiydi. Gölün tabanı tuzla kaplanmıştı.  Çevre kasaba ve köyleri tuz fırtınası tehdidi altındaydı. Elbette gölün insanlarını merak ettim. Nasıl bir hayat yaşarlar, neye benzerler diye bir fotoğraf aradım. Ne hikmetse bir tane bulamadım. Göremediğim bu insanlarla  buluşmak için çıktım yola. Önce Tahran’da doğa ve yerel kültürleri koruma organizasyonlarıyla buluştum. Göle gitmek istediğimi söylediğimde Tahranlı arkadaşlarım “ortam karışık; bir de yabancısın, gözünün yaşına bakmaz casus diye içeri atarlar” deyip beni uyardı. Söz konusu İran Hükümeti olunca insan tedirgin oluyor tabi. Ama merakıma bırakıp kendimi, düştüm yola.
Güney Azerbaycan’a yolculuk
Urmiye Gölü’nün etrafını çeviren üç şehirden biri olan Tebriz’de beni Ekrem karşılayacak. Ekrem gümüşi kısa saçlarıyla güzel bir genç Türk feminist. Beni Urmiye Gölü’nü savunmaktan suçlu bulunduğu için iki seneye yakın hapis yatmış bir aktivistin evine götürecek. Biniyoruz bir taksiye. Yolda düşünüyorum; bir insan Allah’ın bir gölü için İran hükümetiyle ters düşmeyi ve hapislerde yatmayı nasıl göze alır?
Gelin gidek ağlayak, Urmu Gölü’nü doldurak!
Aktivistin kod adı Elman. Gerçek adını ise bir kaç gün sonra öğreneceğim. 28 yaşında. Beni şüphe ve dikkat karışımı bir bakışla süzüyor. “Burada rahat olabilirsin” diye başımdaki örtüyü gösteriyor. Birlikte gölün başına gelenleri protesto gösterilerinin ve yürüyüşlerinin kayıtlarına bakıyoruz. “Urmu Gölü can verir, parlamento katline ferman verir!”, “Azerbaycan uyuma, tarihine sahip çık!” “Gelin gidek ağlayak, Urmu Gölü’nü doldurak!” diye slogan atıyor yürüyenler. Bir saatlik sohbetin ardından, yeni yüzler beliriyor evde. Her biri gölü korumaya çalışırken başına gelenleri anlatıyor. Polis defalarca tutuklamış ve Azerbaycan Türkçesice “zindan” denilen hapse atmış. Zindan denilince abartı sanılmasın. Bazıları kırbaç cezası bile almış. Benim konuşabildiklerim senet imzalayarak hapis cezasını ertelediği için dışarda olanlar. İçerde daha onlarcası var. Soruyorum “sizi tutuklama nedenleri nedir?”. “İran’da neden aranmaz ki tutuklamak için” diyor hepsi birden.
“Vatan haini değil, vatanseveriz”
Güntay “bizi vatan haini olmakla suçladılar” diyerek başlıyor söze. “Oysa biz vatanımızı sevdiğimiz için gölümüzü korumak istiyoruz” diyor. Bir ara 70 yaşlarında kasketli, örgü yelekli bir adam giriyor içeri. Herkes ayağa kalkıyor. Adı Üstad Hasan. O bir müzik adamı. Onu bile göz altına almışlar. Sebep de Urmiye Gölü’ne Türkü besteleyip bir düğünde söylemesi. Sonunda suçsuz bulunmuş ama bu sefer de damat düğününde bu şarkının okunmasına izin verdiği için 6 ay hapis cezası almış. Üstad gidince, diğer Hasan “herşey hakimiyetin planı” diye başlıyor söze. Hakimiyet derken İran hükümetini kastediyor. “Biz Türklerini kendilerinden saymıyorlar. Bu nedenle gölü de kendi gölleri saymazlar”. Hasan’a göre hükümet gerçekten istese Aras Nehri’nden su çekip gölü tekrar canlandırabilir. Nitekim böyle bir proje ile yetkililere başvurulmuş ama çok maliyetli olacağı gerekçesi ile reddedilmiş. “Hazar Denizi’nden yüzlerce kilometrelik borularla Orta İran’a su taşıyacak projeye 4 milyar dolarlık bütçe ayırmayı biliyorlar tabi” diye ekliyor.
“Gölü kurutan onu besleyen akarsulara kurulmuş barajlar” 
Urmiye Gölü’nün kurumaya başlamasının en önemli nedeni gölü besleyen on üç nehrin üzerine kurulan kırka yakın baraj. Bir zamanlar göle dökülen Şeher Çayı’na kurulmuş barajı görmeye gidiyoruz. Çevredekilerle konuşuyorum. İnsanlar barajdan şikayetçi. Biri “bunu niye kurdular bilmiyoruz” diyor. Diğeri devam ediyor “ne doğru düzgün elektrik üretir, ne de suyunun bize bir faydası olur”. Bir başkası “geçenlerde burada serinlemek için yüzenler boğulup öldü” diyor. Baraj gölünün etrafı insan boyunu aşan tellerle çevrili. Tellerin ardından baraj gölüne bakarken, betondan büyük bir anıt görüyorum. Dev bir damla şeklinde. Barajı kuranlar dikmiş bu betonu oraya. Soruyorum “bu ne böyle?”. Elman “inşaatcılar bunu niye dikmişler buraya bilmem ama bizim için bu, Urmu Gölü için döktüğümüz gözyaşıdır” diye cevaplıyor. Önceleri gölün etrafında sadece susuz tarım yapılırken, barajların kurulmasıyla birlikte sulu tarım iyice artmış. Pek çok çiftçi geçimlik tarımı bırakıp, sadece orkide gibi daha yüksek para getirisi olan ürünler yetiştirmeye başlamış. Bir de son on yıldır küresel iklim değişikliğinin etkisiyle yağışlar azalınca göl iyice kuruyup, su yerini tuza bırakmış.
Göl olmuş çöl…
Barajın yanından ayrılıyoruz. İstikametimiz meşhur Urmiye Gölü. Saatte 60 km hızla giden arabanın içinde bir saat boyunca gördüğümüz tek manzara, bembeyaz parlayan ve gözümüzü kamaştıran tuz. Çok değil 25-30 yıl önce herkesin suyunda serinleyip kıyısında güneşlendiği göl, artık uçsuz bucaksız bir tuz çölü. Göz alan bu beyazlık ufukta yavaşça mavi gökle birleşiyor. Bir zamanlar etrafı suyla çevrili adacıklar artık sıradan tepelere dönüşmüş. Bir saatin sonunda nihayet su görünüyor. Arabayı durdurup hem suya yaklaşmak, hem de fotoğraf çekmek için çıkıyorum dışarı. Elman ve yoldaşları da fırlıyor ardımdan. Onlar poz verir gibi yapacak, ben ancak öyle çekeceğim fotoğrafları. “Şüphelenmesin kimse” diyor Ferdin. Gerçi şüphelenecek bir Allah’ın kulu da yok etrafta. Sahipsizliğini anlatırcasına ne bir insan, ne de bir başka canlı var bizden başka. Tuz her yanı kavurmuş. Su kıpkırmızı olmuş, kanıyor. Soruyorum nedenini. Üniversitede coğrafya bölümünde okuyan Ferdin cevaplıyor “sel sularıyla taşınan topraktan böyle kırmızı su”.
Orta Doğu tuz fırtınası tehdidi altında 
Yapılan araştırmalara göre göl tabınında 8 milyar ton tuz birikmiş. Rüzgarın ve fırtınanın etkisiyle taşınan tuzun 500 km çaplı bir alanda hem insanları, hem de tarımı olumsuz etkileyerek muazzam bir zehirlenmeye yol açması şans değil, an meselesi. Pek çok ekolojist, aktivist ve hatta hükümet yetkilisi böyle bir felaketin sadece göl etrafındaki değil, Azerbaycan, Ermenistan, Irak ve Türkiye’deki yerleşim birimlerini de etkileyeceğini biliyor. Bu çapta bir ekolojik felaketin toplu göçlere ve politik çalkantıların eksik olmadığı Orta Doğu’da çeşitli ihtilaflara neden olacağı aşikar. Ancak tehdit dört ülkeyi ilgilendirmesine rağmen, İran Hükümeti Teftiş Kurulu başkanı Muhammedi’nin sözleri manidar. 5 Haziran 2012 Dünya Çevre Günü’nde Tebriz de dahil olmak üzere dünyanın çeşitli kentinlerinde göle olanları protesto için düzenlenen etkinliklere ithafen şöyle diyor: “Madem uzmanlar gölün durumunun ciddi olduğunu düşünüyor, o zaman milli bütçeden pay isteyeceklerine bölgenin kendi bütçesiyle bu sorunu çözsünler”. Böylece herkesi etkileyecek bir sorunun yükü gölün insanlarına yıkılıyor.
Karanlık gelecek senaryolarından bahsederken, “herşey 2006 yılında başladı” diye söze giriyor Fatima. Enerjik genç bir avukat. Urmu Gölü’nü savunurken başı hükümetle belaya girenlerin avukatlığına adamış kendini. “Hükümet Türkleri hep hor gördü. İran’da filmlerde Türkler ya hizmetçi ya da çöpçüdür. 2006’da gazetede bizi aşağılayan bir haber son damla oldu. Üniversitelerde bu olayı protesto eden gençler zindanlara atıldı” diyor. Güntay ise Urmu Gölü meselesinin ilk kez 90’lı yıllarda gazeteciler tarafından gündeme getirildiğinden, daha sonra üniversitelerin konuyla ilgili bazı araştırmalar yapmaya başladığından bahsediyor.  “Ancak ülkede üniversiteler de özgür değil ki. Bu konuda araştırma yapmak da, halkı bilgilendirmek de yasak” diyor. Aslında gölün fiziksel durum tespitine yönelik çeşitli araştırmalar var ama bunların hiçbiri meselenin sosyal boyutuna değinmiyor.
“Gölün başına gelenler, bizim başımıza gelenlerin aynası”  
Yeni istikamet göle 20 dakika mesafedeki “sulu düzlük” anlamına gelen Sulduz kasabası. Orada yedi sene önce Urmiye Gölü’nü ve kimliklerini savunurken öldürülen gençlerin mezarları başında bir anma töreni var. O törene katılacağız. Yolda üç kez araba değiştiriyoruz. Elman  telefonunu bir açıp bir kapıyor. Birileri ile konuşuyor. Ferdin arabadan inip ankesörlü telefondan birilerini arıyor. Sulduz’un girişini polis tutmuş. Mecburen başka yerden gireceğiz. Varıyoruz bakıyoruz ki diğer girişte de asker var. Çaresiz geri dönüp, arabayı kuytu bir yere park edip bekliyoruz. Yoğun bir telefon trafiğinin ardından o gece Sulduz’da nerede kalacağımız belli oluyor. İbrahim’in evi müsaitmiş. Ona gitmeden bir kaç eve daha konuk oluyoruz. Herkes gölle birlikte aslında kendi kaderini anlatıyor.
Kalacağımız eve vardığımızda saat gecenin onbiri olmuş. İbrahim 40 yaşında uzun boylu güleç yüzlü bir adam. Elman’ın mapus arkadaşı. Eşi, üç çocuğu ve anasıyla birlikte yaşıyor. Gece ikiye kadar sohbet ediyoruz. Hepsi de göl konusunda uzman seviyesinde bilgiye sahip. Her biri başka bir yönünü anlatıyor olup bitenin. Onlar için bu bir kimliğin ölüm kalım mücadelesi. “Gölün başına gelenler, bizim başımıza gelenlerin aynası” diyor Fatima. İbrahim söze giriyor “hakimiyet bizi nasıl unuttuysa, gölümüzü de öyle sahipsiz bıraktı. İster ki Azeri halkı da aynı bu göl gibi kuruyup gitsin. İster ki göl kurusun, biz de Tebriz’e ya da Tahran’a göç edelim. Orada esas kimliğimizi kaybedelim”.
“Bizim için tüm haklar bir bütün”
Gecenin ilerleyen saatlerinde aramıza katılan konuklarla birlikte, söz Güney Azerbaycan politikasına geliyor. Biri “Türkiye bize hiç destek olmadı” derken, öbürü “sanki Azerbaycan çok oldu” diye söze karışıyor. “Küresel desteğin önemi” ile “kendimizden başka çıkış yolu yok” ekseninde gidip geliyor konuşmalar. Bir ara konuklardan birine Urmu Gölü’nün kurumasını Güney Azerbaycan’ın politik söylemine nasıl dahil ettiklerini soruyorum. Bana anlamaz gözlerle bakıyor ve diyor “göl de biziz, toprak da. Sen neyi soruyorsun almadım”. Elman söze giriyor “bizim için kadının hakkı, erkeğin hakkı, gölün hakkı, kurdun kuşun hakkı ve anadilde eğitim hakkı bir bütün. Bunları hiç ayrı düşünmedik ki” diyor. Dünyanın pek çok ülkesinde toprağını, yaşam kaynaklarını ve kimliklerini bir bütün olarak koruyan pek çok insanla tanışmış olan ben, suyu topraktan, toprağı da insandan ayrı gören şehirli zihniyetime bir kez daha şaşıyorum. 
Ertesi sabah hep birlikte yapılan bir yer sofrası kahvaltısının ardından Tebriz’den ayrılıyorum. Ardımda başka bir diyar daha bırakırken, gönlümde yeni bir kapı açıyorum Urmu Gölü’nün bu mücadeleci insanlarına…
* Bu yazı ilk kez Express dergisinin 131. sayısında (Ekim-Kasım-Aralık) yayınlandı. sanal Ortamda kaynak
Umut Urmulu: yazıda “Azeri” sözü ve kavramı biz Türklere bir tür sayğısılk olduğu için Türk sözüile değiştirilmiştir. Bizler Ne Azeriyiz ve ne Azerbaycanli bizlerin Ulusal,etnik kimlik vs ismimiz yanlız Türkdür . 

۱۳۹۱/۰۴/۱۶

Urmiye Gölü için Çalın


Merhaba, ben Umud Urmulu
Doğa için Çal Qrupu Özel sitesinde çok Güzel ve kıssacası konuyu şöyle özetlemişsiniz:
Küresel iklim değişikliği bir dert; seller, taşkınlar, buzulların erimesi, kıyıların denizler tarafından yutulması ihtimali, kuraklık... Çok şey sadece günü kurtarmaya yönelik.. Doğayı yok sayarak yapılan her şey, geleceğimizi biraz daha belirsizleştiriyor. Komik olan, korunmak doğanın umurunda bile değil. O nasıl olsa, öyle ya da böyle var olacak... Vay bizim halimize... İklim değişiklikleri, seller, taşkınlar, bunlar dünya kabuk bağladığından bu yana hep var ama son yüz yılın grafikleri öncekilerle benzerlik göstermiyor, kendi elimizle yaptıklarımızın, bu kötü gidişe direkt etkisi var. Önceleri düşe kalka yaşıyorduk, artık kıçımızın üstünde hızla kaymaya başladık. İşin bilimiyle uğraşan herkes bu konuda hem fikir. Çevreci hareketler, bu gidişi durdurulması gerektiğini herkese anlatmaya çalışıyor.
Dünyanın çivisini çıkaranlar kadar, bunu seyretmekle yetinenler de benzer biçimde sorumluysa, çözümler bulmak ve uygulamak zorundaysak, her vesile ile hatırlamalı, hatırlatmalıyız.... Hem değişim gerektiğini bilip, hem "Şöyle yap, böyle yap" laflarını dinlemediğimize göre, "ne yapmalıyım" diye düşünmek gerektiğini her dinlediğinde hatırlatan bir müzik işe yarar mı? En azından konunun farkında olanlar için, arka planda fazladan bir vicdan azabı durumu yaratır mı?
"Birlikten kuvvet doğar" mı? Tek tek düşündüğümüz, anlatmaya çalıştıklarımız, hep birlikte, bir ucundan tutarak ortaya konduğunda verdiği enerji artar mı?
Yazıma son söylediğiniz sözle başlamak istiyorum, Evet söyeldiğiniz Gibi Kuvvet ve Güç birlikden Doğar, ancak bu güç durumun ve bir sorunun hangı büyütü taşıdığının farkında olmadan Doğamaz. Bölgemizin və bəlki şimdiki çağımızın en büyük çevre ve Doğa sorunu hakında konuşmak istiyorum, Kıssacası size sunulan bu yazının amacını anlatmak istiyorum.
Urmiye Gölü Nerede?
Bildindiği gibi iranda tarihsel Azerbaycanin bir kısımı bulunmakta, biz kendimiz Coğrafi olarak ona Güney Azerbaycan adlandrıyoruz. Türkieyden sonra Dünayda en çok Türkçe konuşan insanin yaşadığı bölge Güney Azerbaycan Dediğimiz şimdi iranin resmi idari yapısında kaç Vilayete Bölünmüş ve Azerbaycan Dediğimiz Coğrafi yapıdan yanlız iki Vilayet(Batı ve Doğu Azerbaycan) kalmıştır. Batı Azerbaycanda Urmiye Gölü Dediğimiz bir Göl bulunmaktadır. Urmiye Şehiri Tebrizden sonra iranin en büyük ikinci Türk şehiridir ancak kürt, Ermeni, Asuri ve başka etnik quruplar şehirin 10-15% yapısını teşkit etmektedirler. 
Urmiye Gölü Türkiyenin Van Gölünden 160 km uzakta ve Su Hazvası 52.000 km2 lik bir alanı kapsamaktadır. Urmiye Gölünün Yüz Ölçümü değişik iklim kurallarına Göre 5000-6000 km2 aralarında değişmektedir.Urmiye Gölü iranin birinci ve dünyanın ikinci en büyük Tuz Gölüdür. Urmiye Gölü 1967 ci ilde UNESCO Örgütünün insan ve Biyosfer tarafindan Koruma altına alınmıştır, ancak iran devletinin yanlış su yönetimi nedenile bugün Urmiye Gölü 60% kurumuştur. Urmiye Gölünün şimdiki yüz ölçümü 2000 km2 olarak ne kader küçülmesini göstermektedir.    
Urmiye Gölü Sorunu bölgemizin ve belki çağımızın en büyük çevre ve Doğa Sorunu Gözükmektedir, elce kaç ay bundan önce United Nations Environment Programme (UNEP) Urmiye Gölü ile ilgili bir bililsel çalışama hazirlayib ve dünya kamusuna sundu, sunulan bilmsel çalışamda Urmiye Gölünün bölge halki ve Dünyada ne kader önem taşıdğı ve onun kurumasıla yaranan felaketin büyütünü bir daha ortay çikmiş oldu ancak bütün bu çabalara rağmen Urmiye Gölü sorunu kardeş ülke Türkiyede olduğu gibi tanınmamaktadır ve üzüleek çok insan Urmiye Gölünün nerede olduğun bile bilmiyor.
Urmiye Gölü sorunu çok büyütlü bir sorundur, elece Sosyal, Ekonomik, Siyasal, Ekotorizm, çevresel, Doğa, Etniksel ve büyütları bulunmaktadır.
Urmiye Gölünde Artemia Urmiana diye bir Canli Yaşamakta, bu Canlı dünayda bir tek Urmiye Gölünde yaşıyor ve iran devleti terefinden ishitsal olarak Dünya piyasalarına sunulur, Artemia Urmianin piyasa değeri çok fazla, Şimdi kaç yıl oluyor Urmiye Gölünde bir tane Artemia bulunmamaktadır ve bölgeye ağır bir Ekonomi darbesi vurulmuştur.  
Urmiye Gölü var olması nedenile bölgeye her yıl çok sayısda binlerce dışarıdan Turist gelib ve bölge Ulusu Turist gelirlerile kendi ekonomik yaşamını sağlamaktaydı ancak şimdi bu durum söz konusu değildir ve bölge Ulusunun Turizm geleri 0 olmuş durumda. 
Urmiye Gölü bölge halkının Gündelik yaşamınd rol oynamaktadır, Urmiye şehiri halki ve tüm Türk halkı her yıl havalar sıcak olduğu zaman  Urmiye Gölü kıyılarında akın etmekte ve üç ay boyunca halk Denizden faydalanmaktadır.
Urmiye Gölü Tuz Gölü olmasına Rağmen Güneşin enerjisini alarak bölgenin hava dengesini kormakta önem taşımaktadır.  
Urmiye Gölü iranda bulunan Türklere Göre bir siyasi sorun haline gelmiş ve iran fars hakimiyeti bu sorunu iranda bulunan Türklere karşı kullanmaktadır. Eyer Urmiye Gölü kuruyursa bölgede yaşayan Türkler hepsi göçmek zorudna kalacaklar ve Güney Azerbaycan diye bir Vatan Anlayışı Türklerden alınacaktır. Urmiye, Tebriz ve bir kaç Türk şehirinde halk Urmiye Gölü kuruma nedeni için kaç kere çevresel gösteri yapmıştır ancak her bir keresinde iran devleti bu çevresel gösterileri sert bir biçimde bastırmıştır, bu çevresel gösterilerde çok sayıda Türk insanimiz tutsak olmuştur. 
Tarihsel olarak iran bir Türk yurdudur, Türkler iranda bin yıllar hanedanlık yapıb ve kendi devletleri olmuştur, ancak 100 yıldır bu gelenek Rekib olan farslara keçmiştir. Türkler Urmiye Gölünün Kurumasını iranda Türk kimliyinin yok olması adlandırıyorlar. 
Şimdi Urmiye Gölü kuruyrusa ne olacak?
Dünya ve Bölgede Tarfsiz Doğa ve çevre uzmanlarına Göre Urmiye Gölü kurumasıla birlikte birinci hetabda 1.5 milyon, ikinci hetabta 6 milyon ve zaman içerisinde bölgede bulunan tüm halk Göç etmek zorudna kalcaktır.
Urmiye Gölü bir tuzlu Göl olduğu için Tuz fırtınaları yakın zaman yaşamı felc edcektır.
Tuz fırtınaları esdığı zaman Hava kırlıklığı olacak ve nefes çekmek insanlar için zor olacaıtır.
Bölgenin bitki ürtümü tümüile aradan kalkacaktır ve bir sözle Güney Azerbaycan Çöl olacaktır.
Güneş Urmiye Gölü kuruduğu sürçte Tuzlara çarptığı zaman büyük bir enerji hava ve Doğaya geri dönerek bölgenin sıcaklığının artmasına neden olacaktır, bu Sıcaklığın artışı şimdi 10 yıl olur bölgede görülmektedir.
Urmiye Gölü kurudukdan sonra bölgede çeşitli kanserler (Cilt, nefes siteminde, Akciğer vs) yayılacaktır.
Şimdi Doğa için Çal Grupundan ricam ve önerim nedir?
Urmiye için Çalın 
Kardeş ülke Türkiye Ulusu , doğa ve Çevre Dernekleri, medya vs Urmiye Gölünde ne olub bitğinden haberi yok ,ancak bu bilgisizlik yakın geleckete bizim dışımıza Türkiye çeşitli sorunlar yaratacaktır, öte yanadn sorun yaratamasa bile Urmiye Gölü bir çevre ve Doğa sorunu olarak çevre sever insanların haberdar olamsı gerekir sizden ricam budur Urmiye Gölünün Sesi olub ve Urmiye Gölü için bir şarkı ifa edesiniz, böyelsine belki Türkiye Ulusu bir kere olsa bile Urmiye gölünü isimini duyarak merak etsin bu Göl dünyanın neresinde.
Son olarak eyer yazıda Türkçeile ilgili yanlışlıkar varsa üzür diliyorum, bizde Türkçe yasak olduğu için yanlız sanal ortamda Türkçeni öğreniyoruz. 
Sayğılarımla  Umud Urmulu